NMC Logo

İso Başkanı Tanıl Küçük'ün Meclis Konuşması

Meclis Konuşması / İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Başkan, Meclisimizin değerli üyeleri, Vakıf Mütevelli Heyetimizin değerli üyeleri ki burada aramızdalar ve kıymetli basın mensupları, Nisan ayı olağan Meclis toplantımıza hoş geldiniz diyor ve Yönetim Kurulumuz adına sizleri saygı ile selamlıyorum. Değerli konuğumuz, ekonomist, Habertürk Gazetesi Köşe Yazarı ve Merkez Bankası Eski Başkan Yardımcısı Sayın Dr. Ercan Kumcu siz de hoş geldiniz efendim. Davetimizi kabul ederek toplantımıza katıldığınız için ayrıca teşekkür ediyoruz. Yazılarınız gibi, açıklamalarınızı da ilgiyle izleyeceğimizi özellikle ifade etmek istiyorum.

Meclisimizin değerli üyeleri, Nisan ayı Meclis toplantımızı, İstanbul Sanayi Odası Vakfı Mesleki Eğitim Kompleksimizde gerçekleştiriyoruz. Toplantımızı burada gerçekleştiriyor olmamız, İstanbul Odası Sanayi Vakfımızın hayata geçirdiği bu önemli projeyi sizlere daha yakından tanıtabilme imkanını yarattı. Tanıtım gezisine katılan değerli Meclis üyelerimize bilgi verildi ama bu vesile ile ben de bir kaç noktayı, bu önemli proje hakkındaki birkaç noktayı kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum:

Bir hayal olarak başlanan kompleksimizin yapımında, ilk adımı 2003 yılının Ekim ayında, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın koyduğu sembolik bir tuğla ile atmıştık. Bu sembolik tuğlayı, hayalimize inanan değerli sanayicilerimizin destek ve katkıları ile beş yıl içinde örnek bir mesleki eğitim kompleksine dönüştürmeyi başardık. Bundan da haklı bir gurur duyuyoruz. 13 bin metrekarelik kapalı alana sahip kompleksimiz İSOV-Dinçkök Anadolu Teknik Lisesi, İSOV-Vehbi Koç Yaşam Boyu Eğitim Merkezi, İSOV-Sabri Ülker Spor Salonu ve İSOV-Sakıp Sabancı Konferans Salonlarından oluşmaktadır. Sözün bu noktasında ana bağışçılarımıza bir kez daha teşekkür ederken, değerli büyüklerimiz Vehbi Koç, Raif Dinçkök ve Sakıp Sabancı'yı, bu vesile ile saygı ve rahmetle anmak istiyorum.

Meclisimizin değerli üyeleri, Mesleki Eğitim Kompleksimiz 2006-2007 öğretim yılında faaliyete geçti. Resmi açılışı ise, Sayın Milli Eğitim Bakanımızın da katılımlarıyla 2008 yılının Kasım ayında gerçekleştirdik. Mesleki eğitim öğretmenlerimizin de eğitim göreceği kompleksimizin, sanayimizin en büyük sorunlarından biri olan kalifiye ara eleman ihtiyacının giderilmesinde önemli bir adım olacağına inanıyoruz ki bu konuda da şanslı olduğumuzu düşünüyoruz. Çünkü başta okul müdürümüz olmak üzere, gerçekten değerli bir eğitmen kadrosu var. Bu büyük projenin hayata geçmesinde maddi ve manevi desteklerini bizlerden esirgemeyen tüm bağışçılarımıza, Milli Eğitim Bakanımıza, İstanbul Valimize ve Milli Eğitim Müdürlerimize -bir önceki ve şimdiki- bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

Ayrıca, bu hayali ortaya koyan ve bu hayalin gerçekleşebileceğine hepimizi, bizleri inandıran ve başaran, Sayın Engin Koyuncu?ya, inşaatın tamamlanması için çok büyük bir özveriyle çalışan Vakfımızın bir önceki Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Hakkı Kalkavan?a ve onun Yönetim Kurulu Başkan Vekillerine, Yönetim Kurulu Üyelerine ve çalışma arkadaşlarına da İstanbul Sanayi Odamız adına teşekkürü bir borç biliyorum.

Değerli üyeler, böyle anlamlı, güzel, bizleri mutlu eden ve ümit veren bir projeden bahsettikten sonra, dönüp, sanayimizdeki ve ekonomideki gelişmelere bakmak, gerçekten zor. Zira ne yazık ki, ekonomik göstergeler olumsuz, hatta çok olumsuz diyebileceğimiz bir şekilde seyretmeye devam ediyor. Sanayi üretimi Ağustos ayından bu yana aralıksız olarak ve giderek artan oranlarda küçülmekte idi. Maalesef yedinci ayda da bu durum değişmedi. Ağustos ayında, %3,6 ile başlayan küçülme oranı, Ocak ayında, %21,3?e ulaştı. Şubat ayında ise %23,7 gibi adeta rekor diyebileceğimiz bir düşüşle karşılaştık. Bu sanıyorum sanayi üretiminde 1980?den sonraki en yüksek düşüş oranı.

Esasen bu düşüş bir sürpriz değildi. Zira Şubat ayında kapasite kullanım oranının %63,8 gibi düşük bir düzeyde gerçekleşmesi ve ihracattaki yüksek gerileme üretimde çok ciddi bir düşüşün yaşanacağının da adeta habercisi niteliğindeydi.

Alt sektörlerde en yüksek düşüş, %58,7 ile taşıt araçları sektörünün üretiminde gerçekleşti. İkinci sırada, %41,6 ile radyo - TV üretimi, üçüncü ve dördüncü sırada da büro makineleri ve metal eşya sektörleri yer alıyor. Şubat ayında, üretimini artıran tek sektör olarak, %14,2 ile tütün ürünleri sektörünü görüyoruz. Diğer tüm sektörlerde düşüş var.

Yılın üçüncü ayına, Mart ayına gelince, kapasite kullanım oranı Şubat ayına göre Mart?ta çok küçük de olsa arttı ama yine %64,7 gibi düşük bir düzeyde kaldı.

Türkiye İhracatçılar Meclisi?nin verilerine göre aynı ayda ihracatımız da %35 oranında geriledi. Bu veriler, sanayi üretiminde Mart ayında da %20?ler civarında bir düşüş yaşanacağına işaret eder niteliktedir. Bu da Mart ayındaki muhtemel düşüşle birlikte, 2009?un ilk çeyreğinde, sanayi üretiminde ortalama %20?ler oranında bir küçülme ile karşılaşacağımız anlamına gelmektedir.

Büyümenin performansının sanayi üretimi ile paralel gittiğini çok iyi biliyoruz. 27 çeyrektir aralıksız devam eden büyüme dönemi 2008?in son çeyreğindeki %6,2?lik küçülme ile sona erdi. Bir anlamda büyü bozuldu. 2009?un ilk çeyreğinde ise, ne yazık ki, çok daha olumsuz bir tablo bizleri beklemektedir.

Sanayi üretiminde ilk üç aydaki duruma bakınca 2009?un ilk çeyreğinde, GSYİH?da, %10?u aşan iki haneli bir küçülme ile karşılaşma olasılığımız epeyce yüksek görünmektedir. Diğer taraftan üretimdeki düşüş, daha önceki aylarda olduğu gibi istihdamı olumsuz olarak etkilemeye devam ediyor. Sanayi üretimi gibi işsizlik verileri de her ay daha da kötüleşerek karşımıza çıkıyor. Son olarak Ocak 2009 döneminde, %15,5 ile işsizlik oranında, olumsuzluk anlamında yeni bir rekor daha kırıldı.

İşsizlik oranımız yanında istihdam oranımız da alarm vermektedir. 1990?lı yılların başında, %53?ler civarında olan istihdam oranı, Ocak 2009 dönemi itibariyle %38,7?ye gerilemiş bulunmaktadır. Normal koşullarda büyüme ile istihdamın kol kola gitmesi gerekirken, Türkiye?de ülkemizde tam tersi olmuş, bütün bu yıllar, istihdam anlamında kayıp hanesine yazılmıştır. Son işsizlik verilerinin önümüze koyduğu bir diğer önemli gerçek de, sanayi sektöründe istihdam edilenlerin sayısının son bir yılda 316 bin kişi azalmış olmasıdır. Bu rakam, istihdamda da en ağır çöküntünün sanayi sektöründe yaşandığını açıkça ortaya koymaktadır.

Ekonomide bizim gözümüze çarpan ana noktalar böyle. Tabii, mevcut duruma ve önümüzdeki dönemin olası gelişmelerine ilişkin sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için, sanayi üretimi, istihdam ve büyüme yanında diğer göstergelere de bakmak gerekiyor. Sanıyorum Sayın Kumcu, konuşmasında bu göstergeleri ayrıntılarıyla ele alacak ve eksik kalan noktaları tamamlayacaktır.

Değerli üyeler, krizin en başından itibaren sık sık ifade ettiğimiz üzere Türkiye, yaklaştığı belli olan yangın karşısında önlem almakta yavaş kaldı, hatta hiçbir önlem almadı. Krizin şiddetlenmesinden altı ay sonra da olsa, Mart ayı içinde dördüncü ve beşinci paketlerin ard arda açıklanmasıyla ümitlenmiştik. Şimdilerde ise hükümetimizin bir dönem memnuniyetle karşıladığımız önlem alma yönündeki çabalarının tekrar yavaşlamasının üzüntüsü ve şaşkınlığı içindeyiz. Beşinci paket Mart ayı Meclis toplantımızla aynı günde, 25 Mart tarihinde açıklanmıştı. O gün de ifade ettiğimiz gibi, beklentimiz, beşinci paketin ticaretten çok üretim ağırlıklı olması yönünde idi. İç pazarı, talebi canlandırmanın işin çok önemli bir boyutu olduğu, ama eş zamanlı olarak üretimi canlandırmaya yönelik tedbirlerin de mutlaka devreye girmesi gerektiği görüşümüzü o gün de dile getirmiştik. Bu çerçevede, Kredi Garanti Fonunu çok önemli bulduğumuzu da özellikle belirtmiştik. Ve Kredi Garanti Fonu ile ilgili çalışmaların kısa sürede tamamlanacağı görüşündeydik, beklentimiz de bu yöndeydi. Ancak aradan bir ay geçmesine rağmen Kredi Garanti Fonu ile ilgili somut bir gelişme, hala yok. Oysa sanayicilerimizle temaslarımızda, özellikle de KOBİ?lerimizle temaslarımızda, hep ?bizim için finansman çok önemli; finansman bulabilsek, ne yapar ne eder, her koşulda üretimimizi ve istihdamımızı sürdürebiliriz? ifadesini çok sıkça duymaktayız. Evet, ilaç belli. Ama gelin görün ki, üretim ve istihdamın devamının çok kritik bir önem taşıdığı böyle bir dönemde, o ilacı bir türlü hastaya ulaştıramıyoruz.

Krizin başlangıcında sorun kaynak sorunu idi. Bugün ise bankacılık sektörü kredi vermek için yeterli kaynağa sahip görünmektedir. Veriler de bu gözlemimizi desteklemektedir:

2008 yılının tamamında GSYİH sadece %1,1 oranında büyürken, mali kuruluşlar %9,1 oranında büyümüştür. GSYİH?nın %6,2 küçüldüğü son çeyrekte bile mali kuruluşlardaki büyüme oranı, %9,5?tir. Aradaki çarpıcı farkı ortaya koyabilmek açısından söylüyorum, aynı yılda imalat sanayi ise, sadece, %0,8 oranında büyüyebilmiştir.

Mevcut durum itibarıyla kredi mekanizması kaynak değil, güven sorunu nedeniyle işlememektedir. Mesele de bu güven sorununun aşılmasında. Merkez Bankası faiz indirmekte, ancak bu indirimler yine güven sorunu nedeniyle kredi faizlerine yansımamaktadır. Kredi Garanti Fonunun devreye girmesi, bankaların risk endişesini azaltarak kredi mekanizmasının yeniden işler hale gelmesine çok ama çok önemli katkı sağlayacaktır. Özellikle şunu da ifade etmeliyim ki, amacımız bankaların ne karlılıklarını ne de uygulamalarını sorgulamaktır. Bankacılık penceresinden bakıldığında, reel sektörde belirsizliklerin arttığı bir dönemde birer ticari kuruluş olarak bankaların riskli alanlardan uzak durmayı tercih etmeleri belki doğal da kabul edilebilir. Her ne kadar biz bu görüşte değilsek de. Ancak bizim buradaki amacımız, sistemin işler hale gelmesi için yapılması gerekenlerin ortaya konmasına, çözüm üretilmesine katkıda bulunmaktır. Üretimi canlandırmak, işletmelere nefes aldırmak üzere kamu kaynaklı girdi maliyetlerinin azaltılması, vergi ve prim ödemelerinin ertelenmesi, istihdamı korumak üzere bazı teşviklerin gündeme gelmesi gibi taleplerimizi defalarca dile getirdik, dile getirmeye de devam ediyoruz. Altıncı ve yedinci paketlerin üretim ağırlıklı olmasını ve söz konusu paketler kapsamında, bu taleplerimizin karşılanacağını ümit etmek istiyoruz.

Paketlerin kapsaması gereken bir alan da ihracat. Sanayicimizin pazar çeşitlendirme arayışları mutlaka desteklenmelidir. Bu destekleri talep ederken her zaman ifade ettiğimiz gibi, mali disiplin gerçeğinin farkındayız. 2009 yılının ilk üç ayı sonunda, merkezi yönetim bütçesi açığı 19,1 milyar TL?ye ulaştı. Tek başına mali disiplin penceresinden bakıldığında bu, gerçekten olumsuz ve rahatsız edici bir gelişme. Ancak, ekonomiye bütün olarak baktığımızda, mevcut durumda üretime, istihdama, ihracata çıkış yaratılması ilk sıradaki öncelik haline gelmiştir. Ayrıca unutmamalıyız ki, ekonomi küçüldüğü sürece devletin gelirleri de küçülecektir. Başka bir ifadeyle, üretim-tüketim yoksa vergi geliri de yoktur. Ancak, mali disiplinde aşırı bir gevşemenin, ileride karşımıza ciddi bedeller çıkarabileceği de açıktır ve bunun farkındayız. İşte tam bu noktada, hedef, sağlıklı bir dengenin yakalanması olmalıdır. Eminim ki Sayın Kumcu, bu konuda da, bizlere, ufuk açıcı açıklamalar yapacaktır.

Meclisimizin değerli üyeleri, içerden baktığımızda ekonomideki tablo, parçalı bulutlu, hatta karanlığa yakın görünüyor. Ancak, ümit verici bir gelişme olarak dışarıdan, küresel ekonomiden bazı iyimser işaretler geliyor. Bu nispeten iyimser işaretlerin ortaya çıkmasında, hiç kuşkusuz ki, 2 Nisan?da yapılan G-20 toplantısında dünya liderlerinin küresel ekonomiyi desteklemek üzere, 1,1 trilyon dolarlık bir paket üzerinde anlaşmaları etkili olmuştur. IMF?nin kaynaklarının, özellikle gelişmekte olan ülkeleri desteklemek üzere takviye edilmesi, bizi de ilgilendiren olumlu bir haber. Peki, bu nispeten iyimser işaretlere bakarak, krizin dibi göründü denilebilir mi? Batı basınında yer alan bir benzetme ile savaş bitip, sığınaklardan çıkma aşamasına geliniyor mu?

Bu sorunun net bir cevabı henüz yok. Nitekim OECD Başkanı, ?Canlandırma paketleri sonuç vermeye başlıyor, iyimser işaretler var, ancak, küresel ekonomideki belirsizlik hala devam ediyor, 2009 çok zor bir yıl olacak!? ifadesini kullanıyor.

Evet, 2009, Türkiye için de özellikle üretim ve istihdam boyutuyla gerçekten çok zor bir yıl oluyor. Ama her zaman ifade ettiğimiz gibi, tüm zor günler gibi bu zor günler de elbette aşılacak. Dışarıdaki iyimser işaretlerin yanında, içerde de tüketici ve reel kesim güven endeksinde, yukarı doğru bir kıpırdanmanın olması, küçük de olsa insanlarımızın da bu ümidi taşıdığını göstermektedir.

Evet, sıkıntılarımızın arttığı bir dönemdeyiz, ama biliyoruz ki Türkiye, herhangi bir ülke değildir. Bölgemizde, en yüksek üretim ve dış ticaret hacmine sahip ülkelerden biriyiz. Yüksek bir ekonomik ve ticari potansiyelimiz, köklü bir geçmişimiz, çevremizdeki ülkelerle farklı bağlarımız var ki, ABD Başkanı Obama?nın ziyareti, Türkiye?nin bu özelliklerini dünya kamuoyuna bir kez daha hatırlatmıştır. Tüm bu avantajlarımızı iyi kullandığımız takdirde, krizin, hiç olmazsa bundan sonrasının en az hasarla atlatılması mümkün olabilir. Hükümetimiz, önlem almak noktasında gereken iradeyi ortaya koyduğu takdirde, bu olasılık gerçeğe dönüşebilir, dönüşür. Dışarıdaki muhtemel bir düzelme, elbette Türkiye?yi olumlu etkileyecektir. Ama asıl olan, bizim kendi evimizi temizleyebilmemizdir, eksiklerimizi giderebilmemizdir.

8 Nisan günü Sayın Başbakanımızın gündemde yeni bir paket olmadığı yönünde bir açıklaması oldu. Takip eden günlerde, katılım öncesi ekonomik program çerçevesinde, önümüzdeki üç yıla yönelik makroekonomik hedeflerde revizyona gidildi ki, bu revizyon geç kalınmış ama olumlu bir adımdır. Kanaatimizce, yeni hedefler bir önceki hedeflere göre daha gerçekçi ve önümüzü görmek açısından daha sağlıklıdır.

Revizyonun kamuoyuna yansıtılması sürecinde, yeni paket olasılıkları tekrar gündeme geldi. Kanaatimizce de bu konuda bir tereddüt olmaması gerekiyor. Krize karşı önlem paketleri mutlaka ama mutlaka kesintisiz olarak devam etmelidir. Bizler, başından itibaren bu görüşü savunduk ve savunmaya devam edeceğiz. Bugün de aynı şeyi söylüyoruz. Bu ağır kriz, getirdiği acil sorunların yanında yıllardır biriken, adeta kemikleşmiş sorunlarımızın çözümü için, rekabet gücümüzün önündeki engellerin kaldırılabilmesi için itici güç olabilir, hatta olmalıdır. Böyle olduğu takdirde de krizi fırsata çevirmiş olabiliriz.

Bizler, Türk sanayisi olarak krize karşı mücadelemize var gücümüzle devam ediyoruz ve bu kararlılıkta da ısrarlıyız. Beklentimiz, hükümetimizin bu kararlılığımıza, bu mücadelemize destek vermesidir. Dördüncü ve beşinci paket deneyimleri, desteklerin boşa gitmediğini, hemen olumlu etki yarattığını da göstermiştir. Bir kez daha altını çizerek söylüyoruz ki, önlem paketleri mutlaka ama mutlaka devam etmelidir. Ümidimiz, alınan ve alınacak önlemlerle ilk çeyrekten sonra olumsuz gidişin hız kesmesi, yılın ikinci yarısı itibarı ile yavaş da olsa bir toparlanma sürecinin başlayabilmesidir. Sözlerimi bu temenni ile bitirirken Yönetim Kurulumuz adına sizleri bir kez daha saygı ile selamlıyorum.

 

C. Tanıl KÜÇÜK
İSTANBUL SANAYİ ODASI
YÖNETİM KURULU BAŞKANI

22.04.2009

 

30.04.2009
Haberler Anasayfasına Geri Dön



  nmc.com.tr Bütün hakları saklıdır. © 2009 :: İletişim :: Site Haritası